Yeniköy

Yeniköy

Yeniköy: Asla unutulamayan bir semt…

"Doğanın sana gülümsediği
Ve her çınarın arkasında bir gül kadar güzel
Bir genç kızın gizlendiği bir köy görürsen yabancı
Dur orada, artık Yeniköy'desin
Eğer akşamları yürüyüşe çıkarsan
Önünde ceviz ağaçlarını bulursun
Artık yoluna devam etmene gerek yok
Yeniköy’den daha güzel olan nereyi arayacaksın?"
Konstantin Kavafis

Yeniköy, İstanbul’un en nadide semtlerinden biri. Sarıyer ilçesine bağlı bir mahalle olan Yeniköy İstinye ve Tarabya arasında kalan bir mücevher adeta. Asırlık çınar ağaçları, yeşil bahçeler ve korular, saray yavrusu köşk ve yalılar, her sokaktan kendini gösteren eşsiz Boğaz manzaraları bu semtin alamet-i farikaları arasında.

Sanat, siyaset ve iş dünyasından birçok ünlü ismin yaşamak için tercih ettiği Yeniköy’ü anlatan en güzel tanımlardan birini ise, üç yıl burada yaşamış olan ünlü şair Konstantin Kavafis yazmış: Yeniköy’den daha güzel olan nereyi arayacaksın?

Aslında şairin Yeniköy dizelerini hepimizin aklında yer edinmiş ünlü Şehir şiiri ile birlikte anımsayınca, taşlar yerine daha çok oturuyor.
“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın,
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.”


Şehir şiirindeki bu satırlar Yeniköy ya da İstanbul için mi yazıldı bilmiyoruz ama içinde Yeniköy’den izler taşıdığı aşikar.
İşte Yeniköy böyle bir yer. Asla unutulamayan, asla geride bırakılamayan…

Yeniköy'ün tarihi

Yüzünü Boğaz’a sırtını ise Maslak ve Atatürk Kent Ormanı’na dayamış olan Yeniköy’ün tarihi Bizanslılara kadar gidiyor. İstanbul’un fethinden önce bölgenin ormanlık bir alan olduğu tahmin ediliyor. Bu ormanda bir tür yabani çilek olan kocayemiş/kumaria bitkisi çok yaygın bulunurmuş. Bu nedenle Bizanslılar bölgeye “Komarodes” dermiş. Fetih sonrası ise Romanya'nın Geni bölgesinden Ulah’lar bölgeye göçmüş. Bu nedenle bölgeye Geniköy denilmeye başlanmış. Kanuni Sultan Süleyman’ın başlattığı imar - iskan çalışmaları ile birlikte bölgenin ismi de Yeniköy’e dönüşmüş, Trabzon ve Rize taraflarından Türk ve Rum aileler bölgeye yerleştirilmiş. Bölgede yaşayan Rumlar da yeni köy anlamına gelen Neohorion/Nihori isimlerini kullanmayı tercih etmiş. O devirlerde Türkler Yeniköy’ün İstinye tarafındaki alanda Rumlar ise Kalender tarafında yaşamayı tercih etmiş. Tabi daha sonra nüfus artınca köy tamamen kozmopolitleşmiş, Ermeniler ve Museviler de semt sakinleri arasına karışmış.

Seyyah Evliya Çelebi’nin Yeniköy’e dair gözlemleri kendi kaleminden şöyle: "Burası Sultan Süleyman'ın fermanı ile iskan edildiği için Yeniköy derler. Üç bin haneli, bağlı ve bahçeli müzeyyen bir şehirdir. Galata Kadısı'nın naibi hükmünde olup, subaşısı, yeniçeri Serdar'ı, çavuşu ve yasakçıları vardır. Üç camii olup, lebiderya'da olan kaptan Halil Paşa Cami gayet şirindir. Hacı Ömer hanesi önünde, yeniçeri avcıları, Istranca dağlarında avladıkları Karacaların etini padişah için pastırma yaparlar, evin önündeki çimenzar sofada perverde ederler; çünkü buraların ab-ı latifdir. Bir hamamı, bir hanı ve bekar odaları, iki yüz dükkanı vardır. Karadeniz'e giden gemilerin kaptanları, peksimeti Galata'dan ve Yeniköy'den alırlar.”

16. yüzyılda Kanuni’nin başlattığı imar çalışmalarından ziyade Yeniköy’ün yıldızı 18. yüzyılda parlamış. Seçkin Osmanlılar Boğaz kıyılarına yalılarını yaptırmaya başlamış. Kısa bir süre sonra levantenler, bankerler ve tüccarlardan oluşan varlıklı gayrimüslimler de Yeniköy’ü mesken tutmuş ve böylece kıyı şeridi sahil saraylarıyla dolmuş. Karadeniz’e açılan denizcilerin de uğrak noktası olan Yeniköy, yüzyıllardır hep sevilen, özellikle varsıl ailelerin tercih ettiği bir semt olmuş.

Peksimet İskelesi mi? O da ne?

Tarihte Yeniköy peksimetleriyle meşhur bir köydü. Karadeniz’e açılan balıkçılar önce mutlaka bu semte uğrar, Yeniköy’e has uzun ömürlü peksimetlerden alarak denize açılırdı. Öyle ki Yeniköy’de, çevresinde onlarca peksimet fırının olduğu Peksimet İskelesi denilen bir iskele bile vardı. Evliya Çelebi de meşhur seyahatnamesinde Yeniköy’ü anlatırken, buranın peksimetlerini övmüş, çok sayıda fırının peksimet üretip denizcilere sattığını yazmış. 1800’lü yıllarda 18 peksimet fırını olan bölgede şimdi o fırınlardan sadece biri kalmış, o da Tarihi Yeniköy Börekçisi. Bu mekâna dair detayları aşağıda yer alan “Yeniköy ve Gastronomi” bölümünde okuyabilirsiniz.

Yeniköy ve Rus Kazakları

Kazaklar, Ukrayna ve Güney Rusya’nın yerli haklarından oluşan slav kökenli savaşçı bir etnik topluluktur. Tarih boyunca Yeniköy ve kuzeydeki diğer Boğaz köyleri Kazakların saldırısına uğramıştır. Özellikle Yeniköy, uygun coğrafi koşullarından olsa gerek, en büyük saldırılara maruz kalan bölge olmuştur. 1624 yılında Kazaklar 300 kadar tekne ile Yeniköy’ü yağmalamış ve yakıp yıkmıştır. Bu saldırıda, yeniçeriler bayram nedeniyle vaktinde toplanıp Yeniköy’ü koruyamamış, yüzlerce Türk ve Rum öldürülmüş, yaklaşık bin kişi de Kazaklar tarafından esir alınıp götürülmüştür. Çok bilinmese de Kazaklar bir dönem Yeniköy’ün başına bela olmuştur.

Yeniköy yalıları

İstanbul Boğazı toplam 600 yalıya ev sahipliği yapıyor. En çok yalı ise Yeniköy’ü de içine alan Sarıyer ilçesinde bulunuyor. İlçenin kıyı şeridini kaplayan 136 yalının birçoğu ise Yeniköy’de ve halen çoğunda yaşam sürüyor. Dadyan Yalısı, Baran Yalısı, Ali Rıza Paşa Yalısı, Faik Bey Yalısı, Bekir Yalısı, Ziya Kalkavan Yalısı, Kabibay Yalısı, Birinci Ferik Ahmet Afif Paşa Yalısı, Mr. Walker Sahilhanesi, Sait Halim Paşa Yalısı, Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı (Erbilgin Yalısı), Kalender Kasrı, Cezayirliyan Yalısı ve Sandoz Yalısı bunların bazıları. Bu yalıları kara tarafından (Köybaşı Caddesi üzerindeyken) görebilmeniz pek mümkün değil. Çünkü neredeyse tamamı özel mülk ve çoğu yüksek duvarlarla çevrili. Genellikle kalburüstü insanlar bu yalılarda oturduğu için özel güvenlik görevlileri tarafından korunuyor ve bu görevliler meraklı gözlerden hoşlanmıyor. Ancak doğal ve tarihi bir miras olan İstanbul Boğazı’nın yalılarını denizden görme şansınız her zaman var. Bunun için yat kiralama hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Saatlik ve günlük yat kiralama seçenekleriyle bu tarihi semtin yalılarını ve güzelliklerini konforlu ve keyifli bir şekilde keşfedebilirsiniz.

Bu yalıların birçoğu 18 ve 19. yüzyıllardan kalma. Genellikle levantenler başta olmak üzere ünlü ve zengin gayrimüslimler bu yüzyıllar arasında sahilde yalı inşa ettirmiş. Bir grup seçkin Osmanlı zümresi de bu Levantenlere komşu olmuş, Boğazın bu eşsiz semtinin yıllarca tadını çıkararak yaşamışlar. Semt bugün de seçkin ve zengin bir zümreye ev sahipliği yapıyor.

Semtteki önemli binaları ve yapıları tanıttığımız bölümde aslında tüm yalıları tanıtmak isterdik ancak Yeniköy’deki tarihi yalı sayısı gerçekten çok fazla. Bu nedenle ünlü ve ilginç hikâyeleri olan yapıları seçtik, aşağıdaki bölümde görebilirsiniz.

Yeniköy’de görmeniz gereken önemli binalar ve mimari eserler

Yeniköy’ün ana caddesi sahilden geçen Köybaşı caddesidir. Bu cadde aslından Karaköy’den başlayıp Sarıyer’e kadar uzanan ana sahil yolunun Yeniköy etabıdır. Fakat İstinye bitip Yeniköy başladığında bu caddeye de bir haller olur. Daha bir güzelleşir, alımlı çalımlı, gösterişli bir hale bürünür. Denizle arasına yalılar girer ama dev çınar ağaçları, sağlı sollu şık mağazalar, restoranlar, kafeler, yalı bahçelerinin arasında devam eden cadde Tarabya’ya kadar fiyakasını hiç kaybetmez. Bu caddede bir yürüyüş yapmak, başka bir ülkeyi ziyaret etmişsiniz gibi farklı hissettirir.

Osman Reis Camii

İstinye vapur iskelesini geçip Yeniköy’e doğru devam ederken sağda göreceğiniz, sarı duvarlı, kısa minareli küçük caminin adı Osman Reis Camii’dir. 17. asrın ünlü denizcilerinden Osman Reis’in 1635 tarihinde inşa ettirdiği cami daha sonraki yıllar içinde varlığını koruyamamış ancak 1903 yılında İstanbul doğumlu Fransız asıllı bir Levanten ailenin oğlu olan dönemin ünlü mimarı Alexandre Valleury’e tekrardan yaptırılmış. 1999 Marmara depreminde hasar gören cami, Sabancı ailesinin desteğiyle restore edilmiş.

Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi

Köybaşı Caddesi üzerindeki Plaj Parkı’nın içinde İstanbul’un en zarif çeşmelerinden birine rastlayacaksınız: Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi 28. Osmanlı padişahı III. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan tarafından 1805 yılında yaptırılan çeşme aslında Molla Çelebi Camii önünde imiş. Ancak Köybaşı Caddesi açılırken cami yıkılmış ve çeşme de bugünkü yerine taşınmış. Tek cepheli çeşmenin önünde benzerine az rastladığımız kiremitle kaplı ahşap bir saçak bulunuyor. Kitabesinde ise
“Sâhibet-ül hayrat vel- hasenat devletlû inayetlû
Mihrişah Valide Sultan aliyyet-üş-şan hazretleri” yazıyor.

Panayia Rum Kilisesi

Özel istek üzerine inşa edilen bir kilise burası. Sultan II. Mahmud’un doktoru Stefanos Karateodori (İstefanaki Karatodori) Sultan’dan Yeniköy’e bir kilise yapılmasını ister. Bunun üzerine II. Mahmud, Stefanos Karateodori’nin İstanbul’daki büyük veba salgınını önlemedeki başarısını da ödüllendirmek için ferman verir ve kilise 1837’de inşa edilir. Kilisenin gerçek adı Kumariotisa Meryem Ana Vefatı Kilisesi’dir. Kumariotisa sözcüğünün o dönemlerde Yeniköy’de çok yaygın bir bitki türü olan kumaria (kocayemiş/ bir tür yabani çilek) kelimesinden geldiği sanılıyor. Zaten Bizans döneminde Yeniköy’ün isimlerinden biri kocayemiş anlamına gelen “komarodes” idi.

Kilise’de Stefanos Karateodori, eşi Lukia Mavrokordatu, kızı Sofia Delta oğlu Aleksander Karateodori’nin kabirleri bulunmaktadır. Aleksander Karateodori, Sultan Abdülhamid Han’ın hükümdarlığı sırasında Roma Büyükelçisi, Dışişleri Müsteşarı ve Dışişleri Nazırı olarak görev yapmıştır.

Bu noktada, Yeniköy yazımıza şiiriyle başladığımız Konstantin Kavafis’e de bir parantez açmak gerekir. Konstantin Kavafis, Rum asıllı Mısır İskenderiye doğumlu bir şair. Ancak babası Yeniköy’de doğmuş ve yaşamış ve 1850’de Mısır’a göçmüş. İstanbul’u yani Konstantinopolis’u unutamadığı için 1863’te doğan oğluna Konstantin adını vermiş. Konstantin 1880’li yıllarda Mısır’dan ayrılmış 3 yıl boyunca Yeniköy’de babasının doğup büyüdüğü mahallede yaşamış. Bu nedenle şairin Panayia Rum Kilisesi’nin bahçesine bir büstü dikilmiş. Uğramışken şairin büyülü dizelerini hatırlayıp onurlandırmayı ihmal etmeyin. Dışı kadar içi de görülmeye değer olan kilise Köybaşı Caddesi üzerinde No 104’te.

Ayios Yeoryios Rum Ortodoks Kilisesi

Simitçi Salih Sokağı ile Valide Çeşme Sokağı arasındaki Ayios Yeoryios Kilisesi 1689 yılında inşa edilmiştir. Kudüs Ortodoks Patrikhanesine bağlı bu kilisenin bahçesinden mutlaka görülmesi gereken bir lahit taşı bulunmaktadır. Ayios Yeoryios ya da Aya Yorgi kimdir derseniz, Anadolu kültüründe Hızır Peygamber ile özdeşleştirilmiştir bir azizdir. İslam kaynaklarında “Circîs (Cercis) Aleyhisselam” adıyla da kabul edilmektedir.

Aya Nikola (Ayios Nikolaos) Rum Ortodoks Kilisesi

17 yüzyıl tarihçisi ve seyyah Eremya Çelebi Kömürciyan’a göre Aya Nikola kilisesi 1650’li yıllarda inşa edilmiştir. Ancak kilise 1838 tarihinde Sultan II. Mahmud’un izniyle yeniden inşa edilmiştir. Bu iznin gerekçesi ise 1821’de Mora isyanı nedeniyle İstanbul’dan kaçan Rumların geri dönmesini sağlamak olduğu sanılmaktadır. Kilise balıkçı ve denizcilerin koruyucusu Aziz Nikola adına ithaf edilmiştir.

Sait Halim Paşa Caddesi üzerinde, eski taş duvarların arkasında yer alan kilisenin içinde Mavrokordatu ailesine ait bir anıt mezar vardır. İstanbullu Rum ailelerin en ünlülerinden olan bu ailenin önemli isimleri arasında 19. yüzyılda Yunanistan’da başbakanlık yapmış olan Aleksandros Mavrokordatos da bulunmaktadır. Zarif bir mimariye sahip olan bu mermer kabir 1881 yılında İtalya Trieste kentinde yapılmış ve buraya taşınmıştır. Ayrıca kilise bahçesinde 1879’da ölen Osmanlı tıp adamı ve diplomat Konstantin Karateodori’nin de mezarı bulunmaktadır. Kilisenin içindeki ikonlar da görülmeye değerdir.

Surp Asdvadzadzin Ermeni Kilisesi

Yeniköy’de Ermeni cemaatinin iki kilisesinden biri olan Surp Asdvadzadzin Kilisesi’nin bilinen tarihi 1790’lara kadar gitmektedir. Salih Ağa Sokak’ta yer alan kilise 1834’de restore edilerek Patrik Bursalı III. Istepanos Ağavni tarafından yeniden açılmıştır. En son restorasyonu ise 2006’da görmüş ve Patrik II. Mesrob tarfından ibadete açılmıştır.

Surp Hovhannes Mıgırdiç Ermeni Katolik Kilisesi

Köybaşı Arkası Sokak’ta bulunan kilise, Yeniköy’e hakim bir tepe üzerindedir. Hovhannes Ağa Kuyumcuyan’ın satın aldığı arazi üzerine 1848 yılında Hovhannes Ağa Tıngıryan tarafından ahşap yapı tekniğiyle inşa ettirilmiştir. 1864 yılında Sultan Abdülaziz’in fermanıyla ahşap binanın yanına kagir kilise binası da eklenmiştir. Bahçesinde Tıngıryan Ailesi’nin ve Kuyumcuyan Bedros Efendi’nin mezarları bulunmaktadır.

Yeniköy Tiferet İsrael Sinagogu

Karaköy’deki ünlü Kamando merdivenlerini çoğumuz biliriz, en azından duymuşuzdur. O merdiveni yaptıran ünlü bankacı aile, 1870 yılında da Köybaşı Caddesi üzerine Yeniköy Tiferet İsrael Sinagogu’nu yaptırmıştır. Yeniköy’ün tek sinagogu olan mabet, 1957 yılında Mimar Jak Pardo tarafından onarılmış, 2001 yılında bütünüyle yenilenmiştir.

Ayia Paraskevi Ayazması

Yeniköy, su kaynakları açısından zengin. Bu nedenle ayazmalarıyla da ünlüdür ancak günümüze ulaşan ayazma ve çeşme sayısı azdır. Bu ayazmaların en büyüklerinden biri Ayia Paraskevi’dir. Yapı Kredi Yeniköy Korusu karşısındaki bu ayazma günümüzde de ziyaret edilebilmekte ve dışarıdan görülebilmektedir. Her yıl 26 Temmuz’da Aya Paraskevi Yortusu burada kutlanmaktadır. Bu esnada ayazmanın içine de girilebilmektedir. Vakıf Suyu Sokak’taki ayazmanın bahçesinde altı yüz yaşında olduğu tahmin edilen dev bir çınar ağacı vardır.

Panayia Ayazması

Salihağa Sokak’taki ayazma, eski ahşap binaların arasında beyaz duvarlı mavi pencereli küçük binası ve sade mimarisiyle dikkat çekmektedir. 19. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır.

Sait Halim Paşa Yalısı

Sait Halim Paşa Yalısı aslında hepimizin çok iyi bildiği bir yalı. Çünkü Süt Kardeşler Gulyabani, Tosun Paşa, Bizim Aile, Öğretmen Zeynep, Haremde Dört Kadın gibi efsane filmler hep bu yalıda çekildi. Yeniköy Caddesi üzerinde No 83’te bulunan bu yalı Türk filmlerinde gördüğümüz halinin aksine günümüzde daha bakımlı. Bu yüzden bugün Boğaz'ın en görkemli ve ihtişamlı binaları arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Yalıyı Mısır hıdivlerinden Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu Prens Abdülhalim Paşa, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Çanakkaleli mimar Petraki Adamantini’ye inşa ettirmiş. Paşa 1890’da ölünce Sait Halim Paşa, diğer kardeşlerinin hisselerini satın alarak yalının tek sahibi olmuş. Yalıya ismini veren Sait Halim Paşa 1892’den 1919’a kadar bu yalıda yaşamış, 1921’de sürgün edildiği İtalya’da bir suikast sonucu hayatını kaybetmiş. O dönemki Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan yalı, rıhtımında bulunan iki aslan heykelinden dolayı "Aslanlı Yalı" olarak da bilinmektedir. Paşa'nın yalıda yaşadığı dönemde kapıya 'Aç Olan Buyursun Yesin' yazılı bir levha astırdığı ve açların karnını doyurduğu söylenmektedir.

1980’lerde bir dönem kumarhane olarak kullanılan bina 1995’te bir yangına kurban gitti. İddialara göre yangın öncesi değerli tablo ve antikalar çalındı. Çalınmayanlar ise kül oldu. Ancak yangından çok değerli bir eser tesadüfen kurtuldu. Yalının güneyindeki “selamlık” girişinde yer alan 4.65×7.76 metre büyüklüğünde Fransız asıllı ressam Felix-Auguste Clement’in (1826-1888) tablosu hasar almadı. Hala Yalıda bulunan tablo Mısır çölünde, bir ceylan avı sonrası verilen molayı resmediyor. 3 boyutlu tasarlanan tabloda yöresel giysili 13 avcı arasında, genç Sait Halim Paşa da bulunuyor.

Yalı, günümüzde düğün, toplantı ve davetler için kullanılıyor, ayrıca restoran bölümü de bulunuyor. Gezmek için izin alamasanız bile Pazar sabahları restorana konuk olabilirsiniz.

Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı (Erbilgin Yalısı)

Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı, ahşap bir yalı. 1911 yılında II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Burhaneddin Efendi tarafından satın alınmış ve onun adıyla anılmaya başlamıştır. 1923 yılında Mısırlı Ahmet İhsan Bey'e satılmış ve bu nedenle Mısırlılar Yalısı olarak da bilinir. Yalı, neo-barok tarzında inşa edilmiş ve 64 odası bulunmaktadır. Boğaz'a bakan cephesinin uzunluğu 60 metre olup, Boğaz'da bulunan ikinci en uzun kıyıya sahip yalıdır.

Yalı, iki bölümden oluşur. Birinci bölüm haremlik, ikinci bölüm ise selamlıktır. Haremlik bölümünde 650 metrekarelik bir salon, balo salonu, Türk hamamı ve suit oda bulunmaktadır. Selamlık bölümünde ise daha sade bir salon, mutfak ve hizmetçi odaları bulunmaktadır.

Yalı, 1984 yılında Artvinli müteahhit ve iş insanı Müfit Erbilgin tarafından satın alınmıştır. Zamanının “barajlar kralı” olarak tanınan Müfit Erbilgin yalıyı kapsamlı bir restorasyondan geçirmiştir. Türkiye’nin ve dünyanın en pahalı evleri arasında gösterilen yalı, 2015 yılında Katarlı iş insanı Abdulhadi Mana A SH Al-Hajri'ye 100 milyon Euro’ya satılmıştır.

Kalender Kasrı

Bina emini, bir bina inşa edilirken tüm hesapları tutan, satın almaları gerçekleştiren yetkili kişidir. I. Ahmed döneminde (1603-1617), Sultanahmet Camii’nin bina emini olan Kalender Çavuş, Yeniköy ile Tarabya sınırında kalan mesire bölgesine bir sahil sarayı yaptırmıştır. O günden sonra da bu bölge Kalender adıyla anılmaya başlamıştır. Ahşap bir bina olan sahil sarayı zamanla yıkılmış, daha sonra birkaç defa daha yanmış-yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Bugün Kalender Orduevi’nin içinde kalan kasr, Sultan Abdülaziz tarafından saltanatının ilk yıllarında mimar Sarkis Balyan’a yeniden inşa ettirilmiştir. 1933’te ortaokul olarak kullanılmış, sonra terkedilmiş ve bir yangın sonucu büyük zarar görmüştür. 1960’lardan itibaren orduevi olarak kullanılmaya başlamıştır.

Sandoz Yalısı

Çoğumuzun bir ilaç firması olarak tanıdığı Sandoz, aynı zamanda Yeniköy sahilindeki tarihi yalılardan birine de adını vermiştir. Yalı 1870’lerde Monsieur Pardoe tarafından Avrupa klasik ahşap üslubuna uygun olarak inşa ettirilmiştir. Ünlü bir tüccar olan Pardoe İstanbul’da olduğu zamanlar bu yalıda dinlenirmiş. Hatta yalıyı ünlü bir yazar olan kızı Julia için aldığı söylenir ki Julia Pardoe’nin “Sultanlar Şehri İstanbul” isimli kitabı 1800’lerin sonunda İstanbul’u anlatan çok değerli bir eserdir. Yalı daha sonra Fuat ve Feriha İzel ailesine, ardından da Eczacıbaşı ailesine geçmiş. Yalı geçtiğimiz yıllarda 25 milyon dolara satışa çıkartılmış.

Cezayirliyan Yalısı (Avusturya Başkonsolosluğu)

Köybaşı Caddesi No:44 üzerinde duvarları somon rengi, 3 katlı, büyük ve çok hoş bir bina göreceksiniz. Bugün Avusturya Konsolosluğu olarak kullanılan bu bina, 19. yüzyılın ortalarında Mıgırdıç Cezayirliyan tarafından inşa ettirilmiştir. Neoklasik usluba sahip binanın mimarı Balyanların ikinci kalfalığını yapan Mıgırdıç Kalfa’dır. Zamanının çok önemli bir bankeri ve sarrafı olan Mıgırdıç Cezayirliyan’ın servetine 1859’da el konulmuş, bu nedenle inşaatını başlattığı binayı tamamlatamamıştır. Uzun bir süre bina yarım kalmış, 1898’de Sultan II. Abdülhamit, binayı konsolosluk olarak Avusturya-Macaristan İmparatoru 1. Franz Joseph'e hediye etmiştir. Denize kadar bahçesi olan binanın sahil tarafı ve kayıkhanesi yol çalışmaları nedeniyle istimlak edilmiştir.

Tugay Apartmanı

Burası iki apartman binasından oluşan bir site. Mimari bir özelliği yok, Köybaşı Caddesi’nden daracık yeşil bir yokuşa tırmanarak ulaşabiliyorsunuz. Ancak bu site Yeniköy’ün simgesi durumunda. Sitenin etrafı asırlık ağaçlarla çevrili. Denize sıfır değil ama özellikle üst katlarında tüm boğazı ayaklar altına seren nefis bir manzarası var. Vehbi Koç, Hüsnü Özyeğin gibi çok sayıda ünlü isim, bir dönem bu sitede yaşadı. Demek ki var bir kerameti:)

Yeniköy ve gastronomi

Yeniköy, huzurlu ve sakin havası, yeşil doğası, nefis boğaz manzarası ve seçkin sakinleri nedeniyle, yeme-içme mekânları konusunda geniş bir yelpazeye sahip. Rum, Türk, Musevi ve levanten kültürünün birleştiği bu küçük semtte her zevke ve bütçeye uygun kafe ve restoranlar bulmanız mümkün.

Yeniköy’deki publar, barlar, kafe ve restoranlar

Tarihi Yeniköy Börekçisi, 1817’den bugüne Yeniköy’de hizmet veriyor. Yeniköy’ün ünlü peksimetlerini üreten fırınların son temsilcisi. Bir Rum ailenin kurduğu fırın, 1934 yılında bugünkü sahipleri olan Safranbolulu Kayıkçı ailesi tarafından satın alınmış. Ancak yeni sahipleri peksimetlerin ve diğer ürünlerin tarifine dokunmamış, aslına sadık kalarak üretime devam etmiş. Orijinal fırın 1955’de yol yapımı nedeniyle istimlak edilmiş ve bugünkü adresleri olan Köybaşı Cad. No: 82’ye taşınmış. Bir mola vermek ve odun ateşinde pişen böreklerin, çöreklerin ve peksimetlerin tadına mutlaka bakmak gerek.

Yeniköy Kahvesi, Yeniköy’ün huzurunu en çok hissedebileceğiniz yerlerden biri. Bir aile işletmesi olan bu kahvenin hikayesi, ailenin yaşadıkları evin bahçesini kafeye dönüştürme fikriyle başlamış. O yüzden sıcak, samimi ve sempatik. Menüsü basit ama leziz; Klasik Türk kahvaltısı, omlet, kek, kurabiye çay, kahve, salep gibi hiçbir Türk’ün karşı çıkamayacağı tatlar. Üstelik okey ve tavla gibi oyunlar da serbest. Yeniköy Kahvesi hep bir koşuşturma içinde yaşadığımız İstanbul’dan ve Türkiye’nin yoğun gündeminden kaçıp bir soluklanmak için ideal.

Emek Kafe bir diğer Yeniköy klasiği. 1965’ten beri hizmet veren kafe, Köybaşı Caddesi No 57’de. Deniz kenarında tarihi yalıların arasında bulunan kafenin geniş bir açık alanı var. Menü ise kahvaltı, menemen, omlet, ızgara, tost ve sandviçler gibi klasik kafe menüsünden oluşuyor. Hafta sonları güzel havalarda yer bulabilmek için sıra beklemeniz gerekebilir.

Yeniköy Spor Kulübü Tesisleri’nde ise çevredeki lüks mekânlara göre daha makul fiyatlara kahvaltı, burger, pizza, köfte salata hatta balık türü yemekler bulabilirsiniz. Mekânın en doyurucu özelliği ise denize sıfır manzarası ve açık havada oturabilme keyfi. Köybaşı Caddesi’nin altında denize paralel bir sokak olan Yalı Sokak’ta, No:3’te.

Sait Halim Paşa Yalısı’nın detaylarını üst satırlarda anlatmıştık. Düğün, toplantı ve davetlere ev sahipliği yapan yalının her pazar saat 10.00-13.00 arasında kahvaltı veren bir restoranı da bulunuyor. Tahmin edebileceğiniz gibi, kahvaltı doyurucu ve oldukça lüks. Saray ambiansı yaşatan bu devasa yalıda zaman geçirmek, boğaza karşı oturup kahvaltı yapabilmek mükemmel bir ayrıcalık.

Hopdaddy Burger, Köybaşı Caddesi No:88’deki küçük bir hamburgerci. Şirin, sıcak ve sevimli. Özellikle jalepenolu Mexico Burger’i beğeniliyor. Menüde alkollü içecek seçenekleri de bulunuyor.

Però, Daire Sokak No:5/A Mualla Hanım Yalısı’nda nefis bir manzara, kokteyller başta olmak üzere zengin bir içecek menüsü ve leziz yemeklerle sizi bekliyor. Küçük ve popüler bir mekân olduğu için rezervasyon yaptırmanız tavsiye edilir.

Gazebo, Yeniköy’ün en şık restoranlarından biri. Köybaşı Caddesi No:125’te şık bir yalıda hizmet veren restoran, adını önündeki çardaktan (gazebo) almış. Kahvaltı dahil dünya mutfaklarından oluşan bir menüye sahip. Mekânda alkollü içecekler de servis ediliyor.

Yeniköy’deki balıkçılar ve meyhaneler

Arnavutköy Balıkçısı Köybaşı Caddesi No:125’teki ahşap yalıyı Gazebo ile birlikte paylaşıyor. Denize sıfır bahçesi de bulunan bu şık mekânın tüm lezzetleri beğeniliyor. Alkol servisi mevcut.

Yeniköy Balıkçısı ise İskele Sokak’ta bulunuyor. Deniz manzarası yok ancak mekân sıcak dekorasyonuyla bu eksikliği kapatmış. Zaten Yeniköy İskelesi’nin sokağında olması da mekâna ayrı bir ruh katıyor. Mezeleri de, balıkları da seviliyor. Alkol servisi sunuluyor.

Sandal Balık ise Yeniköy’ün alkolsüz servis sunan balıkçılarından. Köybaşı Caddesi üzerinde, No:178’de iki katlı şirin bir binada hizmet veren mekânın balıkları ve mezeleri hep taze.

Salaş balıkçı sevenler için de alternatifler var. Avusturya Konsolosluğu (Cezayirliyan Yalısı) karşısındaki sahilde Taka Balık, Tarabya Balık, Yeniköy Balık-Ekmek gibi mekânlar bulunuyor. Kulübeden hallice olan bu mekânlarda açık alanda oturmayı tercih ederseniz daha çok keyif alırsınız.

Fiko Ocakbaşı
, Yeniköy’ün sevilen et lokantalarından. Köybaşı caddesi No:80’de bulunan mekânda sarımsaklı Antep lahmacunundan kaymaklı hasır künefesine kadar nefis lezzetler bulunuyor.

Yeniköy’de yukarıdakiler dışında da müthiş lezzetler sunan birçok mekân mevcut. Hoşunuza giden bir yer gördüğünüzde çok da düşünmeden deneyebilirsiniz. Tatsız sürprizle karşılaşma ihtimaliniz yok denecek kadar az.

Yeniköy’e Ulaşım

Yeniköy’e hem deniz hem kara yolu ile ulaşım sağlayabilirsiniz.
Ancak Yeniköy İskelesi’ne uğrayan bir şehir hatları vapuru bulunmuyor. İstinye İskelesi’nde inerek 15 dakikalık bir yürüyüşle Yeniköy’e ulaşmanız mümkün. İstinye sayfamızda detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Denizden ulaşım için bir diğer seçenek ise Bebek, Kuruçeşme ve Arnavutköy sahillerine bağlı kiralık yatlardan faydalanmak. Hem trafiğe takılmadan keyifli bir Boğaz sefası yapmış hem de çevre semtlerin büyüleyici güzelliklerine tanıklık etmiş olursunuz. Bu yolculuğu güzel bir kahvaltı ya da yemekle taçlandırabilir, hatta özel gün kutlamasına dönüştürebilirsiniz. Bunun unutulmaz bir hatıra olacağına eminiz.

Karayoluyla ulaşım için İETT yani belediye otobüsleri için 42T Taksim - Bahçeköy, 40 Taksim - Rumelifeneri / Garipçe ve 40B Beşiktaş - Sarıyer hatlarını kullanabilirsiniz.

Metro kullanmak isterseniz M2 Yenikapı - Taksim - Hacıosman metrosunu kullanıp İTÜ Ayazağa istasyonunda inmelisiniz. İstasyon çıkışanda 40B no’lu otobüse binebilirsiniz.

Özel aracınızla gelmek isterseniz, Sarıyer - Beşiktaş Boğaz sahil yoluna çıkmanız yeterli, mutlaka Yeniköy’e ulaşırsınız.