Osmanlı döneminden kalma Çırağan Sarayı, Boğaziçi kıyısında yer alan ve günümüzde otel olarak hizmet veren İstanbul’un en ihtişamlı tarihî yapılarından biridir.
İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasında, Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki sahilde konumlanan Çırağan Sarayı, gösterişli mimarisi ve tarihî dokusuyla ilk bakışta büyüleyici bir etki bırakır. 19. yüzyıldan kalma bu saray, özellikle deniz üzerinden bakıldığında zarif detayları ve devasa cephesiyle göz alıcı bir manzara sunar. Boğaz sularının hemen kenarında yükselen yapının beyaz mermer cepheleri, günün her saati güneş ışığıyla parlayarak ziyaretçileri kendine hayran bırakır. Tarihî dokusu ve ihtişamlı duruşuyla Çırağan Sarayı, Boğaz’dan geçen tekneler için adeta “merhaba” diyen bir siluet oluşturur.
Çırağan Sarayı’nın Tarihi
Çırağan Sarayı’nın bulunduğu bölgede 17. ve 18. yüzyıllarda saraylar ve koruluklar bulunuyordu; adı da Farsçada “ışıklar” anlamına gelen Çırağan kelimesinden, Lale Devri’nde burada düzenlenen meşaleli eğlencelerden gelmektedir. Sultan Abdülmecid, burada bulunan eski ahşap sarayı 1850’lerde yıktırarak yerine daha görkemli bir saray yaptırmayı planladı; ancak Dolmabahçe Sarayı’nın inşası tamamlanınca (1856) burayı kullanmamaya başladı ve yeni saray projesi yarım kaldı. Abdülmecid’in 1861’de vefatıyla proje onun kardeşi Sultan Abdülaziz döneminde hayata geçirildi. Mimarlığını dönemin ünlü Balyan ailesinden Nikoğos Balyan’ın üstlendiği sarayın inşaatı 1863’te başladı ve 1871 yılında tamamlandı. Sultan Abdülaziz, büyük emek ve servet harcanarak yapılan bu yeni saraya taşınmış ancak kısa bir süre sonra rutubetli olduğu ve uğursuzluk getirdiği söylentileri üzerine Çırağan’ı terk ederek tekrar Dolmabahçe Sarayı’na dönmüştür.
Saray, Osmanlı Devleti’nin son dönem tarihinde önemli olaylara tanıklık etti. Abdülaziz’den sonra tahta çıkan yeğeni V. Murad, 1876’da kısa süre padişahlık yaptıktan sonra akli dengesinin bozulduğu gerekçesiyle tahttan indirilerek Çırağan Sarayı’ndaki harem dairesine kapatıldı ve hayatının 28 yılını burada sürdürdü. 20 Mayıs 1878’de gazeteci Ali Suavi önderliğinde bir grup, V. Murad’ı kurtarıp yeniden tahta çıkarmak amacıyla saraya baskın düzenledi (Çırağan Vak’ası olarak bilinir); ancak bu girişim güvenlik güçlerince engellenerek Ali Suavi hayatını kaybetti. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, 1909’da saray Meclis-i Mebusan (parlamento) binası olarak kullanılmak üzere hazırlandı. Ne yazık ki bu yeni kullanım çok kısa sürdü; 19 Ocak 1910 tarihinde sarayın ana binasında çıkan büyük bir yangın beş saat içinde her şeyi yok etti ve geriye sadece dış taş duvarlar kaldı. Yangın sırasında Sultan Abdülhamid’in burada bulunan değerli sanat koleksiyonu ve V. Murad’ın kütüphanesi de tamamen kül olmuştur. Sonrasında uzun yıllar harabe halinde kalan Çırağan Sarayı’nın bahçesi, 1930’larda ağaçlar kesilerek Beşiktaş Futbol Kulübü tarafından Şeref Stadyumu adıyla futbol sahasına dönüştürüldü. 1980’lere gelindiğinde sarayın yeniden hayata döndürülmesi için adımlar atıldı; 1987 yılında başlayan restorasyon ve otel projesiyle saray, eklenen modern bir otel binasıyla birlikte yenilendi. Restorasyonun ardından 1990’da otel bölümü, 1992’de ise tarihî saray bölümü yeniden hizmete açılarak Çırağan Sarayı, Kempinski oteller zincirinin bir parçası olarak lüks bir otel haline getirildi. Günümüzde sarayın tarihî dokusu korunarak otel, restoran ve etkinlik mekanı olarak hem konuklarına hem de ziyaretçilere hizmet vermeye devam etmektedir.
Çırağan Sarayı’nın Mimarisi
Çırağan Sarayı’nın mimarisi, Osmanlı saray geleneğini 19. yüzyılın Orientalist üslubuyla buluşturuyor. Dış cephesi neo-klasik düzende simetrik olmasına rağmen bezeme ve süslemelerinde Doğu esintileri hakimdir; özellikle Kuzey Afrika İslam mimarisinden izler taşıyan kemer ve motifler göze çarpmaktadır. Saray, yüksek bir bodrum üzerinde üç katlı olarak inşa edilmiştir. Denize paralel cephesinin uzunluğu yaklaşık 120 metredir ve bu cephe tamamen mermer kaplama, kabartma motifler ve sütunlu kemerli pencerelerle bezenmiştir. Saltanat Kapısı olarak adlandırılan görkemli ana giriş ve diğer anıtsal kapılar, sarayın ihtişamını vurgular niteliktedir. Sarayın yapımı için hiçbir masraftan kaçınılmamıştır; dış cephe ve yapı malzemesi olarak mermer, somaki (porfir) ve sedef gibi değerli malzemeler kullanılmış, bunların birçoğu yurt dışından özel olarak getirtilmiştir. Bu ihtişamlı yapının inşası sırasında toplamda milyonlarca Osmanlı altını harcandığı belirtilmektedir.
Sarayın iç mekanları da en az dışı kadar gösterişlidir. İç dekorasyonda duvarlar farklı renklerde mermer panellerle kaplanmış, salonları taşıyan sütunlar mermer ve porfirden yapılmıştır. Tavandan sarkan devasa avizeler, altın varaklı tavan süslemeleri ve geniş salonları çevreleyen ahşap paneller üzerinde sedef, fildişi ve bağa kakmalı motifler, sarayın dönemin en lüks zevkini yansıttığını gösteriyor. Kapılardan mobilyalara kadar pek çok unsur, ustalıkla işlenmiş Osmanlı motifleriyle bezelidir. Sarayın deniz tarafındaki büyük merdiveninden girilen ana holü, yüksek tavanlı ve ferah bir atrium şeklinde tasarlanmıştır. Ayrıca Çırağan Sarayı’nı yamaçtaki Yıldız Parkı’na (eski Yıldız Sarayı bahçelerine) bağlamak için, cadde üzerinden geçen kemerli bir taş köprü yapılmıştır. Günümüzde de ayakta olan bu tarihî köprü, sarayın özgün mimari kompleksinin bir parçasıdır. Tüm bu özellikleriyle Çırağan Sarayı, hem Osmanlı’nın son dönem mimarisinin bir zirve noktası hem de dünya mimari mirasının nadide örneklerinden biri kabul edilir.
Çırağan Sarayı’nı Yatla Keşif
Ortaköy ile Beşiktaş arasında kıyı çizgisi yumuşarken Çırağan Sarayı, Boğaz’ın zarafetini yüksek sesle değil, sakin ama son derece kendinden emin bir tavırla anlatan yapılardan biri olarak denizin kenarında uzanır. Denize bu kadar yakın konumlanması, yapıyı manzaranın önüne geçiren bir unsur olmaktan çıkarıp manzaranın tam merkezine yerleştirir ve sarayın duruşuna doğal bir denge kazandırır. Karadan bakıldığında görkemiyle öne çıkan yapı, denizden izlenince oranları, ritmi ve çevresiyle kurduğu uyum sayesinde çok daha rafine bir karakter sergiler. Yat kıyıya paralel ilerledikçe duvarların suyla kurduğu ilişki belirginleşir ve geçmişle bugünün aynı hatta, yan yana durabildiği hissi sessizce ortaya çıkar. Bu noktada saray, çevresini bastıran bir yapı olmaktan çok, Boğaz’ın akışına eşlik eden bir sahne gibi algılanır. Deniz seviyesinden bakmak, yapının ihtişamını aceleye getirmeden, sindirerek kavramayı sağlar. Burada durup izlemek, manzarayı görmekten ziyade onunla aynı ritimde nefes almak gibidir. Çırağan Sarayı’nı bu hissiyatla deneyimlemek, Boğaz’da yat kiralayarak ilerlediğinizde mümkün olur. Çırağan Sarayı önünden geçecek bir yat deneyimini kendi detaylarıyla planlamak isteyenler, kaç kişi olacaklarını, ne kadar süre kiralama yapacaklarını ve menü ile ekstra hizmet tercihlerini online fiyat hesaplama aracı üzerinden seçerek, toplam tutarın nasıl şekillendiğini yatkiralama.net’te kolayca görebilir.