Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrı

İstanbul Boğazı kıyısında zarif mimarisiyle göz kamaştıran tarihi bir Osmanlı kasrı.

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, Göksu ile Küçüksu derelerinin arasında konumlanan Küçüksu Kasrı (eski adıyla Göksu Kasrı), daha uzaktan bakarken bile süslü cephesiyle hemen dikkat çeker. Boğaz sularından gören birine adeta suyun içinden yükselen bir masal sarayını andıran bu zarif yapı, konumunun avantajıyla benzersiz bir manzaraya sahiptir. Özellikle deniz tarafından bakıldığında göze çarpan ihtişam tesadüf değildir; padişahlar kasra gelirken çoğunlukla denizyolunu tercih ettiğinden yapının Boğaz’a bakan cephesi diğer taraflara göre daha gösterişli ve zengin tutulmuştur. Sütunlar, oymalı detaylar ve denize bakan mermer merdivenleriyle Küçüksu Kasrı, Boğaz’dan geçen tekneler için kartpostallık bir görüntü oluşturur. İlk bakışta ziyaretçilerini büyüleyen bu küçük saray, hem tarihi dokusuyla hem de Boğaz manzarasıyla unutulmaz bir ilk izlenim bırakmaktadır.


Küçüksu Kasrı’nın Tarihi

Küçüksu semti, 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren Osmanlı padişahlarının gözde mesire alanlarından biriydi. Nitekim Sultan I. Mahmud döneminde (1730-1754) Sadrazam Divittar Mehmed Emin Paşa, padişahın dinlenebilmesi için bu bölgede iki katlı ahşap bir konak yaptırmış ve 1751 yılında törenle açılan bu yapı yaklaşık bir asır boyunca kullanılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde iyice yıpranan ahşap yapı yerine Sultan Abdülmecid’in emriyle bugünkü kagir Küçüksu Kasrı inşa edildi; mimar Nigoğos Balyan tarafından yapılan kasır 1856 yılında tamamlanarak hizmete girdi. Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) yapının dış cephe süslemeleri Barok tarzda zenginleştirilerek daha gösterişli hale getirildi. Küçüksu Kasrı, Osmanlı döneminde padişahların şehir içinde kısa süreli dinlenme, seyir ve av gezileri sırasında kullandığı bir biniş kasrı (yani sürekli ikamet edilmeyen günübirlik saray) olarak hizmet vermiştir.


Osmanlı İmparatorluğu’nun sonrasında da kasır önemini korumuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul gezileri sırasında kısa molalar için Küçüksu Kasrı’na uğramıştır. Uzun süre bakımsız kalan yapı, 1983 yılında kapsamlı bir restorasyonun ardından müze-saray (müze olarak düzenlenmiş tarihi saray) olarak ziyarete açılmıştır. 1990’larda gerçekleştirilen bir dizi restorasyon ve güçlendirme çalışmasıyla kasır eski ihtişamına kavuşturulmuştur. Günümüzde Milli Saraylar İdaresi bünyesinde halka açık bir müze olarak işletilen Küçüksu Kasrı, yanı başındaki yeşil Küçüksu Çayırı ve tarihi çeşme ile birlikte ziyaretçilerin hem tarih hem de doğayla iç içe zaman geçirebildikleri bir cazibe merkezidir.


Küçüksu Kasrı’nın Mimarisi

Küçüksu Kasrı, döneminin Batı etkilerini yansıtan Neo-Barok üslupta zarif bir mimariye sahiptir. Kesme taştan (kâgir) inşa edilen yapı iki katlıdır; zemin altındaki bodrumu ile birlikte üç katlı küçük ölçekli bir saray görünümündedir. Yaklaşık 15×27 metre boyutlarında dikdörtgen plana sahip kasır, geleneksel Türk evinin plan şemasına benzer şekilde ortada merkezi bir salon (sofa) ve etrafında dörder oda düzeniyle tasarlanmıştır. Daha çok gündüz kullanımı ve dinlenme amacıyla yapıldığı için orijinal halinde yatak odası bulunmayan kasırda, odaların her biri hem orta salona hem de arkasındaki odaya açılan geçişli bir düzene sahiptir. Diğer büyük sarayların tersine yüksek bahçe duvarları yerine, dört bir yanı üzerinde kapılar bulunan dökme demirden yapılma zarif bir çitle çevrilidir. Bu sayede kasrın bahçesi ve yapının kendisi, çevreye açık bir görünüm sergileyerek Boğaz manzarasıyla bütünleşir.


Dış cephe süslemeleri son derece gösterişli olup özellikle deniz cephesinde yoğunlaşmaktadır. Denize bakan cephede, ortasında fıskiyeli küçük bir havuz bulunan at nalı biçimli çift kollu mermer merdiven yapının odak noktasıdır. Bu merdiven ve havuzun bezemesine kadar çeşitli batılı Barok motifler kullanılarak kasrın en ihtişamlı yüzü oluşturulmuştur. Cepheleri hareketlendiren kabartma taş oymalar, silmeler ve sütun başlıkları binaya adeta dantel gibi bir görünüm kazandırır. Yapının iç mekan dekorasyonu da en az dışı kadar göz alıcıdır. Tavanları kalem işi boya ve alçı kabartma süslemelerle bezelidir; zeminleri her odada farklı desenli ve ahşap işçilikli parkelerle döşenmiştir. Odalarda ve salonlarda Avrupa’dan getirtilen şık mobilyalar, duvarları süsleyen tablolar ve her biri farklı renk ve biçimde İtalyan mermerinden yapılmış şömineler bulunmaktadır. Bu zengin iç dekorasyon sayesinde Küçüksu Kasrı, dönemin sanat zevkini yansıtan küçük ama etkileyici bir müze-saray niteliği kazanmıştır.


Küçüksu Kasrı’nı Yatla Keşif

Göksu Deresi’nin Boğaz’la buluştuğu noktada yer alan Küçüksu Kasrı, Beykoz kıyısının yeşil dokusu içinde suya yaklaşan zarif konumuyla, İstanbul’un kalabalığından uzak bir nefes aralığı hissi yaratır. Karadan bakıldığında küçük ve ölçülü görünen yapı, denizden izlenince cephe detayları, oranları ve çevresiyle kurduğu uyum sayesinde çok daha rafine bir karakter kazanır. Kasrın suya bu denli yakın duruşu, mimariyle doğa arasında sessiz ama güçlü bir bağ kurar ve bu bağ, Boğaz’ın bu bölümünde hissedilen sakinliği derinleştirir. Yat kıyıya paralel ilerledikçe Küçüksu, gösterişten uzak ama bilinçli bir estetik anlayışla kendini anlatır. Çevredeki yeşil hat, yapının çizgilerini yumuşatır ve bakışı yormadan üzerinde tutar. Bu açıdan bakıldığında kasır, yalnızca bir yapı değil, kısa bir mola noktası gibi algılanır. Burada durup izlemek, şehrin ritminden kısa süreliğine kopmak gibidir. Küçüksu Kasrı’nı bu sakin atmosfer içinde görmek, Boğaz’da yat kiralayarak ilerlediğinizde çok daha anlamlı hâle gelir. Küçüksu Kasrı çevresinde bir yat planı oluşturmak isteyenler, filomuzdaki yatları süre ve kişi sayısına göre online olarak değerlendirip menü ile ekstra hizmet tercihlerinin toplam bütçeyi nasıl şekillendirdiğini yatkiralama.net üzerinden adım adım inceleyebilir.