Boğaz’ın kıyısında kızıl tuğlalarıyla yükselen Perili Köşk, yarım kalmış bir hikâyenin zamana direnen en etkileyici yansımalarından biridir.
20. yüzyılın başlarında,
Mısırlı Yusuf Ziya Paşa tarafından
görkemli bir konut olarak inşa ettirilmeye başlanan yapı, dönemin ekonomik ve siyasi şartları nedeniyle uzun süre tamamlanamadan kalmıştır. Bu yarım kalmışlık, yıllar içinde köşkün etrafında efsanelerin doğmasına neden olmuş ve yapı halk arasında “Perili Köşk” adıyla anılmaya başlamıştır. Kızıl tuğlalı dış cephesi, kuleyi andıran formu ve Boğaz’a hâkim konumuyla
diğer yalılardan ayrılan güçlü bir karaktere sahip olan yapı, zaman içinde farklı amaçlarla kullanılmış, bir dönem boş kalarak gizemini daha da artırmıştır. 1990’lı yıllarda gerçekleştirilen kapsamlı restorasyonla yeniden hayat bulan köşk, günümüzde modern bir ofis ve sanat mekânı olarak kullanılmaktadır. Perili Köşk, bugün hâlâ geçmişin yarım kalan hikâyesini içinde taşıyan,
İstanbul’un en farklı ve en dikkat çekici yapılarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Perili Köşk’ü karadan görmek merak uyandırır; ama denizden yaklaşmak o gizemi daha derinden hissettirir. Boğaz’da ilerleyen bir yatın üzerinden bakıldığında, köşkün kızıl tuğlaları suyla buluşur ve yapı çevresindeki diğer yalılardan hemen ayrışır. Dalgaların ritmiyle birlikte köşkün silueti değişir, her açıdan yeni bir detay ortaya çıkar ve geçmişin izleri daha belirgin hale gelir. Özellikle gün batımında, ışığın tuğlalara vurduğu anlarda köşk adeta başka bir zamandan gelmiş gibi görünür. Bu yüzden
İstanbul'da yat kiralama, Perili Köşk’ü sadece görmek değil, onun taşıdığı hikâyeyi ve atmosferi yakından hissetmenin en etkileyici yollarından biridir.