Kız Kulesi

Kız Kulesi

Dalgaların ortasında tek başına yükselen Kız Kulesi, İstanbul’un kalbine kazınmış zamansız bir simgedir.

İstanbul Boğazı’nın ortasında, dalgaların arasında yalnız başına yükselen Kız Kulesi, şehrin silüetine eşsiz bir zarafet katar. Bu tarihi yapı, yüzyıllardır anlatılagelen efsaneleri ve büyülü atmosferiyle hem İstanbulluların hem de yabancı ziyaretçilerin gözünde özel bir yere sahiptir. Boğaz’ın sularındaki konumu sayesinde günün her anında farklı bir güzelliğe bürünen Kız Kulesi, özellikle gün doğumu ve gün batımı saatlerinde gümüşî siluetiyle ufku selamlayarak izleyenleri adeta büyüler. İstanbul’un kalbinde zamana meydan okuyan bu zarif kule, onu görenleri kendi masalsı dünyasına davet eden bir efsane gibidir.


Kız Kulesi'nin Tarihi

Kız Kulesi’nin geçmişi Antik Çağ’a kadar uzanır. Bugünkü kulenin bulunduğu küçük adacıkta MÖ 410 yılında, Atinalı komutan Alkibiades tarafından Karadeniz’den gelen gemileri denetlemek ve vergi toplamak amacıyla ilk kule yapıldığı bilinmektedir. 12. yüzyılda ise Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos, adacık üzerine bir savunma kulesi inşa ettirmiş ve bu kuleyi, Sarayburnu’ndaki Mangana burcuna uzanan bir demir zincir ile birleştirerek Boğaz’ın giriş-çıkışını kontrol altına almıştır. İstanbul’un fethi sırasında (1453) kule, Venedikli Gabriele Trevisano komutasındaki bir Bizans garnizonuna ev sahipliği yapmış; fetih sonrasında ise Fatih Sultan Mehmet adacıkta küçük bir kale inşa ettirerek kulenin Osmanlı için bir gözetleme noktası ve askeri garnizon olarak kullanılmasını sağlamıştır. Osmanlılar döneminde her akşam kulede mehter takımı nevbet vurur, padişahın tahta çıkışı ve bayramlar gibi özel günlerde Kız Kulesi’nden top atışları yapılarak kutlama geleneği yaşatılırdı.


Zaman içerisinde Kız Kulesi deprem ve yangın gibi felaketlerden zarar görmüş, defalarca onarılmıştır. 1509 yılındaki büyük depremde (“Küçük Kıyamet”) hasar gören kule, hemen ardından I. Selim (Yavuz Sultan Selim) döneminde tamir edilmiştir. 18. yüzyılın başlarında, iç yapısı ahşap olan kule büyük bir yangın geçirip harap olduğunda, Sultan III. Ahmed’in sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1725 yılında kulenin kapsamlı bir restorasyonunu gerçekleştirmiş ve bu sırada kulenin tepesine geceleri gemilere yol gösterecek bir fener ekletmiştir. Bu onarımdan itibaren Kız Kulesi, bir savunma kalesinden ziyade deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır. 1832 yılında ise Sultan II. Mahmud döneminde yapılan restorasyon sonucu kule bugünkü görünümünü büyük ölçüde kazanmış; giriş kapısının üzerine, ünlü hattat Rasim tarafından yazılmış Sultan II. Mahmud’un 1832 tarihli tuğrasını taşıyan mermer bir kitabe yerleştirilmiştir.


Osmanlı döneminde Kız Kulesi, konumu itibarıyla stratejik ve pratik amaçlarla da kullanıldı. 1830-1831 yılları arasında İstanbul’da ortaya çıkan büyük kolera salgınında, salgının şehirde yayılmasını önlemek için kule bir karantina hastanesine dönüştürüldü. Benzer şekilde 1836-1837’deki veba salgını sırasında da hastaların bir kısmı kulede tecrit edilerek hastalıkların yayılması engellenmeye çalışıldı. 1857 yılında Kız Kulesi Fenerler İdaresi’ne devredildi ve bir Fransız şirketi tarafından kuleye yeni ve güçlü bir fener takıldı. 1926’da ise kule İstanbul Liman İdaresi’ne geçerek hem fener istasyonu hem de gaz deposu olarak kullanılmaya devam edildi.


Cumhuriyet dönemi boyunca da Kız Kulesi farklı işlevler üstlendi. 1950’li yıllardan itibaren bir süre radar istasyonu olarak kullanılan kulede, sisli havalarda gemilere sis düdüğüyle yol gösteriliyor ve Boğaz trafiğini izleyen görevliler tarafından 24 saat gemi geçiş bilgileri rapor ediliyordu. 1964 yılında kule Millî Savunma Bakanlığı’na devredilerek askerî gözetleme ve radar istasyonu şeklinde hizmet vermiş, ardından 1980’li yıllarda artık savunma görevini tamamladığında Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne devredilmiştir. Kız Kulesi, 1995 yılında kapsamlı bir restorasyonun ardından ilk kez turistik amaçla özel bir işletmeye kiralanarak restoran ve seyir terası olarak halka açılmıştır.


Günümüzde Kız Kulesi, 2020 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilip 2021’de başlayan restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla Mayıs 2023’te yeniden ziyarete açılmıştır. Artık anıtsal bir müze kimliğiyle hizmet veren kule, içinde sergilenen bilgiler ve boğaz manzaralı terasıyla ziyaretçilerini ağırlamaya devam etmektedir. Yüzyıllara meydan okuyan bu eser, tarihî mirasını koruyarak İstanbul’un en önemli sembollerinden biri olmayı sürdürmektedir.


Kız Kulesi'nin Mimarisi

Kız Kulesi, Üsküdar Salacak sahiline yaklaşık 100 metre mesafede, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kesiminde küçük bir kayalık adacık üzerinde konumlanmıştır. Kule, kare planlı bir temel yapıya ve üzerinde yükselen, konik çatılı bir üst kule kısmına sahiptir. Zemin kat ve üzerindeki iki kat ile birlikte toplam üç katlı olan yapı, deniz seviyesinden yaklaşık 25 metre yüksekliğindedir. İnşasında kesme taş malzeme kullanılmış olup genel mimarisi, Bizans ve Osmanlı estetik unsurlarının bir harmanını yansıtmaktadır.


Kulenin görünen temel ve alt kat bölümlerinin büyük kısmı, Fatih Sultan Mehmet dönemi orijinal yapısına aittir. Üst katlar ve asıl kule bölümü ise sonraki yüzyıllarda yapılan onarımlarla şekillenmiştir. 1832 yılında II. Mahmud tarafından yaptırılan restorasyondan kalan mermer kitabe, üzerindeki tuğra ile birlikte bugün hâlâ giriş kapısının üzerinde görülebilir. Yapının Avrupa yakasına (Sarayburnu’na) bakan cephesinde, yağmur suyunu biriktirmek için kullanılan eski bir sarnıç bulunmaktadır. Kız Kulesi, küçük ölçeğine rağmen zarif oranları ve tepeden yükselen kubbeli kulesiyle, hem karadan hem de denizden bakıldığında İstanbul silüetinin en etkileyici parçalarından biri olarak göze çarpmaktadır.


Kız Kulesi'ni Yatla Keşif

Kız Kulesi’ni denizden seyretmek, İstanbul’u bambaşka bir açıdan keşfetmek isteyenler için benzersiz bir deneyimdir. Boğaz’da yat kiralama yaparak çıkılan bir gezide, kuleye doğru süzülürken dalgaların arasında hem kentin tarihini hisseder hem de büyüleyici manzaraların tadını çıkarırsınız. Geleneksel olarak Üsküdar Salacak’tan hareket eden küçük tekneler ziyaretçileri kuleye ulaştırsa da, özel bir yatın güvertesinden Kız Kulesi’ne yaklaşmanın sağladığı özgürlük ve ihtişam bambaşkadır. Gerçekten de bir yat ile Kız Kulesi çevresinde dolaşırken, şehrin geçmişine ve güzelliklerine aynı anda tanıklık etmek mümkündür. Özellikle gün batımında kule etrafında süzülmek, rüzgâr ve dalga sesleri eşliğinde kendinizi adeta romantik bir masalın içinde hissettirir. Kuleye yaklaştıkça göndere çekilmiş Türk bayrağının nazlı nazlı dalgalandığını, beyaz taş duvarlarının altın ışıkla parıldadığını görmek bu anları daha da unutulmaz kılar. Şehrin gürültüsü geride kalırken, Boğaz’ın ortasında sadece Kız Kulesi’nin ve İstanbul’un büyülü atmosferinin varlığı hissedilir – bu da yatla yapacağınız keşfi gerçekten eşsiz bir hatıraya dönüştürür.