Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi Sarayı

İstanbul Boğazı kıyısında zarif mimarisiyle göz kamaştıran Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı döneminin en etkileyici yazlık saraylarından biridir.

Beylerbeyi Sarayı, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında, Üsküdar ilçesinde deniz kıyısında konumlanmıştır. Boğaz’dan tekneyle geçerken sarayın suyun hemen kenarındaki beyaz mermer cephesi ve arkasında yükselen yeşil bahçeleri ilk bakışta dikkat çeker. Osmanlı ihtişamını yansıtan bu yapı, hem muhteşem bir manzara noktasında yer almasıyla hem de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün (eski Boğaziçi Köprüsü) hemen yanıbaşındaki konumuyla ziyaretçilerde derin bir etki bırakır. Boğaz sularının serin esintisiyle bütünleşen saray silueti, İstanbullular ve yabancı konuklar için İstanbul’un tarihi dokusunu Boğaz manzarasıyla birleştiren unutulmaz bir ilk izlenim sunar.


Beylerbeyi Sarayı’nın Tarihi

Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından 1863-1865 yılları arasında yaptırılan Beylerbeyi Sarayı, başlangıçta padişahların yazlık dinlenme mekanı ve yabancı devlet konuklarının ağırlandığı bir devlet konukevi olarak tasarlanmıştır. Sarayın inşasına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış, 21 Nisan 1865’te görkemli bir törenle resmi açılışı gerçekleştirilmiştir. Bu saray yapılmadan önce aynı yerde II. Mahmud döneminde inşa edilmiş ahşap bir saray bulunuyordu; ancak 1851’de çıkan bir yangın sonrası kullanılamaz hale gelince yeni saray bu alanda yükselmiştir. Balyan mimar ailesinden Sarkis Balyan’ın öncülüğünde inşa edilen yeni Beylerbeyi Sarayı, kısa sürede Osmanlı’nın gözde yazlık sarayı haline geldi. Sultan Abdülaziz, Avrupa seyahati dönüşünde yabancı misafirlerini burada ağırlamaya başladı ve saray, İmparatoriçe Eugénie (Fransa) ve Alman İmparatoru II. Wilhelm gibi dönemin önemli konuklarını kabul etti. II. Abdülhamid, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında tahttan indirilerek yaşamının son altı yılını (1912-1918) burada zorunlu ikamette geçirmiş ve 10 Şubat 1918’de bu sarayda vefat etmiştir. Cumhuriyet döneminde müze-saray olarak korunmaya alınan Beylerbeyi, 1934’te Atatürk’ün davetiyle Türkiye’yi ziyaret eden İran Şahı Rıza Pehlevi’yi ağırlamış; 1936’da ise Balkan Oyunları etkinliği sırasında Mustafa Kemal Atatürk bir gece sarayda konaklamıştır. Günümüzde müze olarak hizmet veren saray, hem yerli hem yabancı ziyaretçilere tarih içinde bir yolculuk sunmaktadır.


Beylerbeyi Sarayı’nın Mimarisi

Beylerbeyi Sarayı’nın mimarisi Doğu ve Batı üsluplarının zarif bir sentezini yansıtıyor. Deniz kıyısındaki rıhtım üzerine, yüksek bir bodrum kat üzerinde inşa edilen ana yapı kagir (taş) malzemeden olup iki katlıdır. Yaklaşık 2.500 m² alanı kaplayan dikdörtgen planlı saray, geleneksel Türk evi plan düzenine uygun şekilde Harem ve Mabeyn (selamlık) bölümlerine sahiptir; her iki katta toplam 6 salon, 24 oda, 1 hamam ve 1 banyo vardır. Dış cephe tasarımında Neo-Klasik, Barok ve Rönesans etkileri görülür ve Batılı bir görünüme sahiptir. İç mekân dekorasyonu ise klasik Osmanlı saray geleneğine göre son derece zengin tutulmuştur; özellikle Mabeyn (Selamlık) bölümünde mermer görünümlü stuko sıvalar, tuval üzerine el işçiliği kalem işi motifler ve bolca altın varak süslemeler göze çarpmaktadır. Sarayın zemin katında, suyunu doğrudan denizden alan ve üzeri camla örtülü bir havuz vardır; bu havuz etrafındaki salonlar çift kollu geniş merdivenlerle üst kata bağlanmaktadır. Üst kattaki kabul salonunun tavanlarında Sultan Abdülaziz’in deniz tutkusunu yansıtan gemi ve dalga temalı resimler işlenmiştir. Genel olarak sarayın dış cephesi batılı bir saray görünümündeyken, iç süslemelerdeki Osmanlı motifleri ve geleneksel plan şeması bu yapıya eklektik ve büyüleyici bir karakter kazandırmıştır. Ayrıca sarayın geniş bahçeleri, Paris’te yaptırılmış tunçtan (bronz) aslan, kaplan gibi hayvan heykelleriyle dekore edilmiş olup; bahçede sandalla gezilebilecek kadar büyük (80×30 m ebatlarında) bir havuz da vardır. Bu mimari ve sanatsal detaylar, Beylerbeyi Sarayı’nı Boğaz kıyısındaki en özel eserlerden biri haline getirmiştir.


Beylerbeyi Sarayı’nı Yatla Keşif

Anadolu Yakası’nda Boğaz’ın daralmaya başladığı hatta konumlanan Beylerbeyi Sarayı, kıyıya olan yakınlığı sayesinde suyla kurduğu ilişkiyi daha ilk bakışta hissettiren, bulunduğu yeri mimarisinin ayrılmaz bir parçası hâline getiren yapılardan biridir. Karşı kıyıdaki yoğun siluete rağmen saray, kendi düzenini ve dinginliğini koruyarak iki yaka arasında doğal bir denge unsuru gibi durur. Karadan bakıldığında çoğu zaman fark edilmeyen oranlar ve cephe ritmi, denizden izlenince çok daha okunur hâle gelir ve yapının bilinçli sadeliği öne çıkar. Yat kıyıya paralel ilerledikçe saray, manzarayı domine etmeyi değil, onunla birlikte akmayı tercih eden bir mimari anlayışı sergiler. Bu yaklaşım, Beylerbeyi’nin ihtişamını bağırmadan hissettirmesini sağlar. Deniz seviyesinden bakmak, yapının Boğaz’la kurduğu uyumu acele etmeden kavramaya imkân tanır. Burada zaman, çevredeki hareketliliğe rağmen daha yavaş bir ritme geçer. Beylerbeyi Sarayı’nı bu açıdan görmek, ancak yat kiralayarak Anadolu Yakası boyunca ilerlediğinizde ortaya çıkan bir ayrıcalık sunar. Beylerbeyi Sarayı’nı denizden görmek isteyenler, filomuzdaki kiralık yat alternatiflerini karşılaştırıp kaç kişiyle, ne kadar süre kiralama yapacaklarını ve menü ile ekstra hizmet tercihlerini online olarak belirleyerek, bu seçimlerin toplam maliyeti nasıl etkilediğini yatkiralama.net üzerinden anlık olarak inceleyebilir.